Editör

KapakBir Paris Fuarı daha geride kaldı. Geçtiğimiz yıllardaki gibi yine birçok markanın katılımından uzak bir şekilde gerçekleşen fuar için yine de hareketsiz geçti diyemeyiz. Özellikle dergimizin kapak konusu olan BMW 3 Serisi fazlasıyla ses getirirken Mercedes-Benz ve Audi gibi Alman üreticilerin yanı sıra fuara ev sahipliği yapan Fransız üreticiler Citroen, DS ve Renault da adeta gövde gösterisi yaptılar.

Fuarda benzinli ve dizel modeller tanıtıldı ama artık alıştığımız gibi elektrikli ya da hibrit modellerin ve konseptlerin tanıtımı çok daha ağırlıktaydı. Mercedes, ilk elektrikli SUV’sini EQC’yi tanıtırken Audi de fuara elektrikli SUV modeli e-Tron’u getirmişti; bu defa üretim versiyonunu hem de. Citroen ve Peugeot plug in hibrit modellerine yer verirken Renault elektrikli konseptleri ile gelecek vizyonunu gösterdi.

Öyle görünüyor ki kendi kendine yol alana araçlar ve sıfır emisyon yakın gelecekte hayatımızı fazlasıyla meşgul edecek. Bu konsepte alışmamız gerekiyor ama biraz zorlanacağımızı söylemem gerek. Evet sürücüsüz hareket eden araçları yolda göreceğimiz günler çok uzak değil ama önümüzdeki tek zorluğun bu olduğu da söylenemez.

Son günlerde aklıma çok takılan bir nokta var ve bu her geçen gün daha da fazla karşıma çıkmaya başlıyor. Olay şu: Elektrikli araçlar gittikçe popüler hale gelmeye başladığından beri otomotiv sektöründe hiç adını duymadığımız markaların araç üretmeye başladığına şahit olmaya başladık. Hemen birkaç örnek vereyim, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız: Vinfast, Dyson, Polestar, Faraday… Bunlar son dönemde aklımda kalan yeni markalar. Belki elektrikli olunca araç üretmek daha kolay ve zahmetsiz hale geldi belki de sıfır emisyon konsepti birçok marka için fazlasıyla çekici. Bu markaları kimisi tamamen bağımsız ve yeniyken Polestar gibileri Volvo’nun alt markası olarak hizmet etmeye başladı. Bizler bu ve bunun gibi markaları, hangi müşteri kitlesine hitap etmek istediklerini bilmiyor, nasıl bir stratejiyle hareket edeceklerini tahmin edemiyoruz. Dolayısıyla otomotiv sektöründe ‘bilirkişi’ olarak çalışan bizler ve meslektaşlarımızın durumu da garip bir hal alıyor. Bugüne kadar bilmediğimiz marka ve model yokken birden karşımıza ne olduğunu anlamakta güçlük çektiğimiz, nereden çıktığını bilmediğimiz yeni marka ve modeller türemeye başladı.

Üstelik sadece bu da değil. Elektrikli otomobilleri anlamak için eskiden olduğu gibi motor gücü, hızlanma değeri ya da motor hacmini bilmeniz yetmiyor. Eğer batarya, menzil ve araçların ne kadar sürede şarj olduğunu bilmezseniz bu konuda bilgili sayılmıyorsunuz. Bu da her markada farklı olduğu için işin içinden çıkılmaz bir hal almaya başlıyor. Bence bu konuya bir çözüm getirilmeli. Her marka kendi şarj olanaklarını sunarken durumun kullanıcılar için ne kadar karmaşık hale geldiğinden bihaber hareket ediyorlar ya da biliyorlar ama görmezden geliyorlar.

Şahsen, şimdilik batarya kapasiteleri aklımda kalıyor ama tanıtılan elektrikli araç sayısı çok olmadığını unutmayalım. Menzil derseniz o konuda da henüz problem yaşamadım ama şarj olanakları ve farklı çözümleri aklımda tutmaksa iki değil üç bilinmeyenli denklem çözmeye benziyor.

Sizce elektrikli araçlara mesafeli olmamızın nedenlerinden biri alıştığımız şeylerin dışında bizlere bir şeyler veriyor olmaları olabilir mi?

Keyifli okumalar.

Ufuk Cüceoğlu

Genel Yayın Yönetmeni