Editör

AUTOVISION_SUBAT18_Kapak1Elbet bir gün gelecekti, elbet bir gün o olay gerçek olacaktı; ve o olay Amsterdam’da yeni Mercedes A Sınıfı’nın tanıtılmasıyla gerçek oldu.

İletişim kurabilen otomobillerden bahsediyoruz elbet. 90’lı hatta 80’li yıllarda birçok filmde ve dizide gördüğümüz, sürücüsüyle iletişime geçebilen, diyalog kurabilen hatta bir adım ileri giderek duygusal bağ bile oluşturabilen otomobilleri artık hayatımızın bir parçası olmaya çok yakın. Ne kadar mı yakın? Yeni A Sınıfı ülkemizde satılmaya başlayıncaya kadar…

Amsterdam’da sergilenen yeni A Sınıfı’nın lansmanı her sene izlediğimiz gibi gidiyordu ta ki Mercedes’in başkanı Dieter Zetsche canlı yayında otomobille iletişime geçene kadar. O anda gördük ki artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, artık akılı telefonlardan sonra akıllı otomobiller de hayatımızda yer edecekti.

Peki bunu istiyor muyuz ya da buna gerek var mı? Kafa karıştırıcı bir durum… Şahsen ben otomobilimle iletişime geçmek istemem, her ne kadar otomobillerin bir ruhu olduğunu düşünsem de bu hiçbir zaman onlarla istediğim gibi konuşma ihtiyacım olduğu anlamına gelmemişti. Ne var ki teknolojinin hiç olmadığı kadar hızlı geliştiği bir ortamda bunun eksik kalmasını düşünmek de pek olmayacaktı, Mercedes de böyle düşünmüş olacak ki yapay zeka sistemini A Sınıfı’nda tanıttı.

Gerek olup olmadığıysa zaten üzerinde pek de tartışmaya açık bir konu değil, zira teknolojinin birçok getirisinin ne kadar gerekli olduğu üzerine uzun zamandır düşünüp kafa yoruyorum, cevap çıkmıyor bir türlü.

Yapay zekanın neler getireceğini düşündüğümüzdeyse işler biraz karmaşık bir hal alıyor. Çünkü sistemin ne kadar ileri gideceğine dair bir açıklama yapılmadı. Yani sürücüyle iletişime geçebiliyor, belirli bir öğrenme kapasitesine sahip, tamam ama bunları öğrendikten sonra kendi kendine karar verebiliyor mu ya da inisiyatif alabiliyor mu? Alıyorsa neler yapabiliyor? “Bunun araç kullanımı üzerinde de bir etkisi var mı?” yoksa “sadece infotaintment sistemi kullanımı üzerine mi kurguladılar?” gibi soruları sanıyoruz araç geldiğinde öğrenebileceğiz. Peki, aracı konuşmadığı halde zaten duygusal bir bağ kurmuş olan bizler aracımız bizle duygusal bağ kurduğunda ondan nasıl ayrılacağız, bunu düşünmüş olan var mı? Aklıma gelen bir senaryo şöyle: “Merhaba, bugünlerde beni satacağını düşündüren şeyler söylüyorsun, böyle olursa ben çok üzülürüm.” Aracınızın size böyle söylediğini düşünsenize!

Peki, bunun bir adım sonrasında ne olacak? Otonom sürüş teknolojisi yapay zekayla birleştiğinde sanırım ortalıkta kendi başına dolaşan araçlar görmeye giderek yaklaşıyoruz diye düşünmeden edemiyorum. Araç paylaşımı, olabildiğince az kişisel araç kullanımı, ihtiyaç dışında mobilite çözümlerini farklı alternatiflerde arama gibi kavramlar, fikirler yapay zekayla birlikte aklımın içerisinde dolanıp duruyor.

Bu da sonuç olarak şu soruyu getiriyor aklıma: Otomobil sadece ihtiyaç mı? Böyle olmadığını yaptığımız dergi zaten ortaya koyuyor, otomobil bizler için bir keyif, hatta hayat tarzımız…

Ben otomobillerden olduğu gibi keyif alıyorum, onları dilediğim gibi kullanmaktan, çeşitli farklı şekillerde olmalarından ve farklı karakterlerinden. Bu karakterlerinin yapay zekayla birleşmesiyse kolayca hazmedilecek bir şey değil.

Buna alışmam gerek…

Keyifli okumalar.

Ufuk Cüceoğlu

Genel Yayın Yönetmeni